norveç etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
norveç etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

17 Aralık 2014 Çarşamba

27 Şubat 2014 Perşembe

norveçte "hamile" olmak

Uzuun zaman oldu yazmayalı... 2014 ün başlamasıyla ve hemen ardından mutlu haberi almamızla birlikte önümüze kocaman bir öğrenme safhası daha açıldı. Kafam da sürekli onunla meşgul olduğu için yazmaya pek fırsat olmadı. Konumuz "norveçte hamile olmak" :)

Norveç, namı diğer çocuk doğurma açısından dünyanın en iyi ülkelerinden biri.. Dünyanın diğer ülkelerini bilemem ama gerçekten de Norveç'in çocuğa ve aileye sağladığı imkanları Türkiye'yle kıyasladığımızda fark bayağı büyük... En basitinden çalışan anneye verilen ücretli izin Türkiyede 4 ayken burada bir yıla kadar. Babaya verilen izin ise 3 günken burada 2,5 ay. Daha doğrusu anne ve babaya verilen toplam izin hakkı 49 hafta, bunu istedikleri gibi paylaşabiliyorlar. En az 14 haftasını babanın kullanması şartıyla (fedrekvote). Baba evde çocuğa bakarken anne çalışıyor. Yani babanın çocuğa bakmasının sadece sevmekten öteye geçip onun gerçek anlamda bakımıyla ilgilenmesi anlamına geliyor ki bu da baba ile çocuk arasındaki bağ için çok önemli bence. İşte bu sayede bu ülkede sokağa çıktığınızda bebek arabasıyla çocuğunu gezdiren babalara rastlamak çok olağan.

Bunlar sonraki aşamalar, gelelim hamile olduğunuzu kendi yöntemlerinizle öğrendikten sonraki ilk aşamalara.. Hamile olduğunuzu bebek 5-6 haftalıkken öğrendiğinizi varsayarsak hemen koşarak doktorunuza gitmenizin pek bir anlamı yok. çünkü 12. haftaya kadar doktorun yaptığı tek şey idrar testi yapıp 12. haftaya randevu vermek. Eğer daha öncesinden herhangi bir probleminiz yoksa , düşük ya da başka türlü sorunlar, ve 35 yaşından küçükseniz 12. haftaya kadar hiç bir şey yapılmıyor. 12. hafta da da çok bir şey yapıldığı söylenemez gerçi.. Yani Türkiyede sizinle aynı haftada hamile olan insanlar kandaki bilmemne oranından, ikili testten, onun testinden, bunun testinden bahsederken siz tamamen ne haliniz varsa görmekle meşgulsünüzdür:)
O yüzden sanırım en iyisi internetteki kötü hikayeleri okumaktan vaz geçip evham derecenizi azaltmak. Yoksa benim de başıma geldiği gibi 12. haftaya kadar içiniz içinizi yiyerek bekleyip 12. haftada büyük bir hevesle kalp sesini duymak için (ultrason değil) doktora gittiğinizde sesi de duyamayıp (ki 12. haftada kalp sesini duyabilme ihtimali %50 imiş) iyice kafayı yeme noktasına geliyorsunuz. Neyse ki bu gibi durumlar için özel ultrason imkanı var, içinizi rahatlatmak için yani. Ama bu size 1200-1500 krona mal oluyor.
Devletin hamilelere verdiği bedava ultrason imkanı ise 18. haftada. Doktorunuz sizin için hastaneden bir randevu ayarlıyor ve ona göre hastaneye gidiyorsunuz. Normal koşullarda devletin sağladığı ilk ve tek ultrason imkanı bu. Cinsiyeti de o sırada öğrenebildiyseniz şanslısınız. Yoksa ya yine özele gideceksiniz ya da doğumu bekleyeceksiniz.

Bir de doktordan (fastlege) başka gidebileceğiniz bir yer daha var. Ben henüz gitmedim ama orada hep ebeler olduğu için daha detaylı bilgi alma imkanı mevcutmuş. Helsestasjon. Yaşadığınız yerin bağlı olduğu helsestasjona istediğiniz zaman randevu alıp gidip danışabiliyorsunuz. Zaten bebek doğduktan sonraki takipler de yine aynı yerde yapılıyor.
Şimdilik bu kadar..

31 Ocak 2014 Cuma

10 Aralık 2013 Salı

Julemarked zamanı yaklaşıyor...



Noel her sene büyüük bir heyecanla bekleniyor bu ülkede. Kasım ayının son haftalarından itibaren gündemdeki en önemli konu noel oluyor. Nasıl kutlanacak, hediye olarak neler alınacak, ne yenecek vs vs.. Bu kısımları haliyle pek ilgimi çekmiyor ama ilgimi çeken bir kısmı var ki o da bu karanlık dönemde etrafın bol bol ışıklandırılması.. Saat 15'te kararan havaya inat ışıklar şehre güzel bir hava veriyor. Şehrin en ışıklı, hareketli bölgesi de tabi ki torg adını verdiğimiz şehir merkezindeki meydan oluyor. Her sene bu meydanda noel marketi kuruluyor. (julemarked) Bu seneki julemarked 13 aralıkta açılıyor yani henüz açılmadı. Genellikle aralığın ortası civarı türkiyeye gittiğimiz için ilk iki yıl göremedik marketi ama geçen sene görme fırsatımız oldu. Yukarıdaki fotoğraflar geçen seneden (2012). Bu sene de yurtdışına gitmeden önce ziyaret edeceğiz julemarkedi, büyük ihtimalle geçen senekinden daha güzel olmaz:)

Güncelleme: Geçen sene ki daha bile güzeldi..:)

22 Kasım 2013 Cuma

Dialektriket

Dialektriket yaklaşık 2-3 hafta önce NRK da yayınlanmaya başlayan bir program. Diyalekt krallığı anlamına gelen bu program Norveçteki diyalektleri inceliyor. Diyalektlerin ne kadar farklı olabildiğini, norveçliler için diyalekt konuşmanın ne kadar önemli olduğunu inceleyen bir program.

İlk bölümde Norveç'te -diğer ülkelerden farklı olarak- diyalekt konuşmanın gurur verici bir şey olduğu ve hayatın her alanında diyalekt konuşan insanlara rastlamanın mümkün olduğu söyleniyor. Haber programlarında, mecliste, sokakta, her yerde...

Fakat 3. bölümde aslında her diyaletkin o kadar da gurur verici olmadığını öğreniyoruz. Örnegin østfold diyalekti.. Görünüşe göre bu diyalekti konuşanlar bu durumu çok da gurur verici bulmuyorlar çünkü bu diyalekt diğer insanlar tarafından komik/aptal bulunuyor. Zaten dil bilimcisi Finn-Erik Vınje' de Dagbladet gazetesine Fredrikstad diyalektinin Norveç'in en çirkin diyalekti olduğuna dair açıklama yapmış. Programda da østfold diyalektinin yerinin diğerlerinden farklı olduğunu anlayabiliyoruz. Haberleri bu diyalektle okuyan bir habercinin patronu, haberi dinlerken kendini gülmekten alamıyor ve bu şekilde yayınlanamayacağını söylüyor.

4. bölümde ise "å knote/knoting" kelimesinden bahsediliyor. Değiştirmek anlamına geliyor. Diyalekti değiştirmek. Bu bölümde de ünlü bir kaleci örneğinden giderek insanların doğup büyüdükleri yerin diyalektini kullanmayıp da başka bir diyalekt kullanmasının (yani knotar olması) pek hoş karşılanmadığından bahsediliyor. Doğduğu yerin diyalektiyle konuşmayı bırakınca sanki kimliğinden utanıyormuş gibi oluyormuş. Fakat programın ilerleyen dakikalarında görüyoruz ki insanlar gittikleri her yerde kendi diyalektlerini kullanmakta ısrarcı olurlarsa anlaşılmaları oldukça zor olabiliyor. Bu nedenle yani anlaşılır olabilmek için zaman zaman diyalekt değiştirmek gerekebiliyor. İstemsiz de olsa. Program sunucusu da programın ilk bölümlerinde bir kaç yerde knotar olduğunu görüntüleriyle birlikte itiraf ediyor:)

19 Kasım 2013 Salı

Norveçlilerin ingilizce konuşma sevdası

İlk başta aa ne kadar güzel herkes süper ingilizce konuşuyor, norveççe bilmeden de burada gayet rahat yaşayabilirim dediğimiz durum norveççe öğrenmeye başlayıp da öğrendiklerinizi uygulama koyma çabasına girince değişiyor. Sorduğunuz norveççe soruya ingilizce cevap alabiliyorsunuz mesela. Dolayısıyla ilkinde olmasa bile ikinci üçüncüde başlıyorsunuz kendi kendinize sormaya "O kadar mı kötü konuşuyorum?" Bu durumun herkesin başına geldiğini bilmiyordum, ta ki norveççe dersinde bu konuyla ilgili bir makale okuyana kadar. Makale, norveçlilerin her türlü ingilizce konuşma fırsatını yakalamak için can attıklarından bahsediyordu kısaca. Yani konuştuğumuz kişi bizim norveççemizi değerlendirmekten öte kendi ingilizce konuşma fırsatıyla ilgileniyormuş. Yani bu durum kötü norveççe konuştuğumuz anlamına gelmiyormuş; ve son olarak da norveççe konuşmak için ısrar etmeliymişiz.

Du kan gjerne snakke norsk med meg:)

18 Kasım 2013 Pazartesi

Geleneksel norveç yemekleri

Oslo havaalanına ilk adım attığınızda bu ülkede en çok karşılaşacağınız yiyeceğin kokusunu hemen almaya başlarsınız. Pølse med brød. Türkçesi sosis ile ekmek. Yani ekmek arası sosis. Atıştırmalık bir şeyler aradığınızda ilk karşılaşacağınız yiyecekler sosis ekmek ve bir de boller. Boller için de poğaçanın yuvarlak tatlı versiyonu diyebiliriz. Genelde üzümlü oluyor. Bir de yoğun bir şekilde kakule içeriyor. Bizim simit, poğaça, açma yememiz gibi onlar da boller yiyorlar.

Norveçliler normalde yemek yapmak için fazla vakit harcamıyorlar en pratik olan neyse onu yiyorlar bu da en iyi ihtimalle balık çeşitleri oluyor ya da hazır yemekler, özellikle pizza.  Geleneksel yemeklere gelince; ki bunlar genellikle noel zamanı yenen yemekler. Sanırım bir tek noel zamanında yemeğe önem veriliyor. Çünkü ben ne zaman geleneksel bir yemekten bahsedildiğini duysam ardından hep noel zamanı yeniyor eklemesi geliyor.

Aşağıda bahsedeceğim yemeklerin bir kısmını yeme imkanı buldum, bir kısmı ise denenecekler listesinde duruyor hala.

1. Pinnekjøtt
2. Ribbe
3. Lutefisk
4. Sursild
5. Spekemat
6. Kjøttkaker i brun saus
7. Rømmegrøt  (sütlacın şekersiz versiyonu ana yemek olarak yeniyor)

17 Kasım 2013 Pazar

Norveçte yaşayan 2 türk Kanadaya gitmek için İngiltere'ye başvurur.

Şahsen norveçte yaşayan biri olarak Kanada'ya gitmeye hiiç meraklı bir insan değilim; hele hele aralığın ortasında Kanada'ya gitmek tamamen gereksiz bir düşünce. Ama hayat her zaman bizim düşüncelerimiz ve planlarımız doğrultusunda ilerlemediği için (ki bunun en büyük örneği şu anda Norveç' te olmamdır:)) aralık ayında Kanada'ya gidiyoruuuzzz...:)

İngiltere'deki Kanada büyük elçiliğinden izin çıkarsa tabi...

İngiltere ne alaka? Norveçin de aralarında bulunduğu bir kaç ülkedeki bizim gibi o ülkenin vatandaşı olmayan insanlar Kanada'ya gidebilmek için İngiltere'deki büyükelçiliğe başvuruyor. Çünkü bu ülkelerin vatandaşlarının Kanadaya gitmek için bizim gibi vize almaları gerekmiyor. Neyseki başvuru internet üzerinden yapılıyor.Zaten öbür türlü olsa halimiz dumandı. İngiltere'ye gidip de başvuru yapabilmek için ingiltere için de vize almamız gerekiyor çünkü... İşin içine girmeden vizeye internet üzerinden başvurma kavramı çok çekici gözüküyor. Ancak belgeleri toplayıp da scan edip de başvuru sistemi üzerinden yüklemeye başladığında gitmekle kalmak arasındaki çizgide zorlu bir sınamadan geçmek gerekiyor.

Öncelikle teker teker her şeyi dikkatlice okuyup belgeleri doğru tasnif edip istenilen her şeyi yerine getirebilmek için özel bir çaba sarf etmek gerekiyor. Ardından scan ettiğin sayfalarca dökümanı sistemdeki 4 mb lık alana sığabilecek şekilde küçültme yeteneğine sahip olman gerekiyor. Artı kafana takılan bir durum olursa bunu kendi mantık yürütmenle halledip doğru olmasını umarak başvurunu yapman gerekiyor. Mesela bütün belgelerin ingilizce veya fransızca olmasını isteyen elçilik sağ olsun istedikleri belge konusunda hiç bir kısıntıya gitmemiş. 150 tl ye bir sayfalık yeminli tercüme yapılan bu ülkede bütün belgelerin çevrilip verilmesinin külfetini pek düşünen olmamış herhalde. Tabi ki birtakım belgelerin ingilizcesini tedarik edebilmek çok kolay ama maaş bordrosu, tapu gibi belgelerin ingilizce ve fransızcasını bulamadık maalesef. Amaan çevirtelim gitsin diyebileceğimiz bir durum da yok. O nedenle bu şekilde kabul edilmesini umarak gönderdik belgeleri..

Bu arada Kanada'ya turistik amaçlı gidiyoruz tabi ki. Ama göçmen olarak gidecek olsaydık da herhalde ancak bu kadar belge isteyebilirlerdi.

Neyse başvuru aşaması bitti. Bakalım bundan sonra ne olacak? Vizemiz bize nasıl ulaşacak? Beklemedeyiz..

güncelleme: başvuruyu perşembe günü yapmıştık. Bir sonraki pazartesi günü yani 2 iş günü sonra pasaportlarınızı gönderin diye mail geldi. Bu ne hız!:)

güncelleme: Elçilik pasaportları geri gönderirken biraz problem oldu. Ama neyse ki fedex in yardımsever çalışanları bize çok yardımcı oldular ve gitmemize 3 gün kala da olsa pasaportlarımız elimize ulaştı.

12 Kasım 2013 Salı

Norveç yine birinci hep birinci

Legatum Instıtute ün Avrupa ülkeleri refah düzeyi sıralamasında Norveç 2013 yılı için de en üst sırada. 2009 dan 2013 e kadar birinciliği kimseye kaptırmamış Norveç.

Detaylı bilgi için: http://www.prosperity.com/#!/country/NOR

30 Ekim 2013 Çarşamba

gecelerin upuzuuuuun gündüzlerin kısa olduğu dönem

Sonbahar ekinoksunun (23 Eylül) ardından kuzey yarım kürede kısa çok kısa bir süre süren gece-gündüz eşitliği sona erer ve artık geceler 21 aralığa her geçen gün biraz daha uzun olmaya başlar. 
Ama asıl karanlık kış saatlerin geri alımasıyla başlıyor bence. Akşam hemencecik hava kararıyor, işten çıkınca gün tamamen bitmiş gibi oluyor. Hele bir de norveçte durum çok daha vahim.

Norveçte yaşadığımızı söylediğimizde genelde şu  soru ile karşılaşıyoruz "yazları hep gündüz olması nasıl bir şey?" çok ilginç bir şey garip bir şey hele bir de hava güzelse insana dur durak olmaksızın yaşama hissi veren bir şey. Peki ya tersi... O da insana sürekli uyuma hissi veren bir şey bana göre.

Bu sene saatler 27 ekimde geri alındı.Trondheim için 27 ekimde 
güneşin doğuşu: 07:42
batışı: 16:21
gün uzunluğu 8 saat 44 dk

20 aralıkta ise
güneşin doğuşu: 10:00
batışı: 14:32
gün uzunluğu 4 saat 32 dk

14 Ekim 2013 Pazartesi

Manzaraya daldım ses çıkarma...

Gerçek can sıkar beni uyandırmaa....
Ben böyle güzelim falan filan


P.S. Bu fotolara bakmaya doyamıyorum. Gökyüzünün bu kadar bulutsuz olduğu bir günü yakalamak öyle kolay değil bu şehirde..

10 Ekim 2013 Perşembe

norveç filmleri

Ben norveç filmleri izlemeye heveslendiğimde hangi filmi izleyeceğim konusunda cevapsız kalmıştım. Şimdi bir listem var. Kendime ve norveç filmi izlemek isteyenlere...


Telegrafisten
Victoria
Trolljegeren
Kon-Tiki
Elling
En som deg
31. August
Når nettene blir lenge
Orionsbelte
Halvbroren
Jeg reiser alene
Mannen som elsket Yngve
Jarle Klepp
1000 ganger god natt
Tatt av kvinnen

8 Ekim 2013 Salı

02.10.2013-Kuzey ışığı sezonu açıldıı!!!:)


Dünyanın bu uzaaakk köşesinde bunca soğuğa ve karanlığa katlanmanın ödülü olsa gerek bu doğa harikasını evimizin sadece 2 adım (gerçek anlamda:)) ötesinde görebilmek. Kuzey ışıklarının (nam-ı diğer aurora borealis, northern lights, nordlys) bilimsel açıklamasını yapamayacağım fakat bildiğim şey kuzey ışıkları kuzey kutup dairesine yakın olan yerlerde görülebiliyor. Güney ışıkları ise güney yarımkürede güney kutup dairesine yakın olan yerlerde görülebiliyor. Aslında Trondheim kuzey kutup dairesini altında kalıyor ama akitivite çok olduğunda Trondheimda da görmek mümkün oluyor. Yoksa turistik olrak kuzey ışıklarını görmek için genellikle gidilen şehir Tromsø, ki  bu şehir Trondheim'ın oldukça kuzeyinde.


Kuzey ışıklarını görmeye karar vermek onları görebilmek için yeterli değil maalesef. Tromsø de düzenlenen turlara katılsanız bile kuzey ışıklarını göreceğinizin garantisi hiç bir zaman yok. Çünkü pek çok koşulun bir araya gelmesi gerekiyor, yani kısacası şanslı olmanız:)

Alaska üniversitesinin sitesinde bulunduğunuz yerden kuzey ışıklarını görüp göremeyeceğinizi anlamak için kontrol etmeniz gereken şeyler aşağıdaki gibi detaylı olarak anlatılmış:



Can I see the aurora?

To determine if the aurora will be visible from your area, follow these steps for using the auroral forecast website.

Step 1. Check the level of activity necessary for your area
First read the section on Interpreting the Auroral Forecast and select a map there that is appropriate for your area. You will see your map displayed for each of the 10 forecast levels (0 to 9). Find the levels where your location is inside the green line. For example, on the North America map, Chicago requires a 3 to see the aurora on the northern horizon and at least a 5 to see it overhead.

Step 2. Check activity predicted for the day of interest.
Return to the main Forecast for the day of interest. Select a map that is appropriate for your area. If your location is within the green line on the equatorward side of the green and white band around the pole, you should plan on aurora watching that night.

Step 3. Check the short-term forecast.
To see if the aurora will be visible from your location within the next hour, look at the "short term forecast" on the right-hand side of the display. This is a continually updated forecast, based on an actual satellite measurement, so if it shows an index 5 and you are in Seattle, Chicago, New York City, Halifax or anywhere under the green and white band, then there is aurora overhead. If the sun is down, you should go outside, away from city lights with a view of the poleward horizon and look for it. It will be most active between 10 p.m. and 2 a.m.

Step 4. Check the Current Auroral Activity
The current auroral activity from NOAA/POES satellite is also available on the forecast site. Use it to see where there is aurora at the moment.

Step 5. Plan ahead.
To plan a trip to the auroral zone, use the "Auroral Activity by Solar Rotation" (to the right on the web page). The maximum activity expected on each day is plotted there for 28 days in advance. Check the Traveler’s Guide to the Aurora for when and where to travel.

Tabi sadece aktivitenin olması ve sizin bulunduğunuz yerden teoride gözükebilecek olması yeterli değil. Aynı zamanda havanın açık olmaması ve bulunduğunuz ortamın - gökyüzünün de- karanlık olması gerekli. Örneğin dolunayın gökyüzünü aydınlattığı bir günde kuzey ışıklarını görmek pek mümkün değil.
Aslında güneşteki bu aktiviteler yıl boyunca olduğu için yılın 12 ayı kuzey ışığı görmenin teoride mümkün olduğu söyleniyor. Ancak özellikle yazın hava kararmazken ışıkları görebilmek pratik olarak mümkün değil. Bu nedenle kuzey ışıklarını görmek için en uygun aylar eylül ve mart arasındaki aylar.

23 Haziran 2013 Pazar

havadan sudan


Hayatınız boyunca yaz aylarının sıcak olmasına alıştıysanız haziran, temmuz, ağustosta havanın 10 derece olması ve sürekli yağışlı olması saçmalıktan başka bir şey değildir, elbette geçicidir. Neticede bu aylar yaz ayları. Yaz ne demek? Güneş demek, sıcak demek. Yağmur ve 10 derece hava demek değil ki.. İlk sene ilk heyecan kolay geçti. 2. sene avuntum bu yaz çok soğuk geçti, küresel ısınma böyle durumlara neden olabiliyor. Önümüzdeki sene kesin daha sıcak olacak dedim kendimce. ve 3. sene yine aynı.. Geçici değilmiş! Haliyle başladım hayatımızı bu kadar sürekli soğuk olan bir ülkede geçirmenin mantıklı olup olmadığını sorgulamaya.

6 Kasım 2012 Salı

yeşil kıştan beyaz kışa geçiş

Bir kitapta okumuştum. Norveç'te sadece iki mevsim olduğundan bahsediyordu; beyaz kış ve yeşil kış. Başlarda kendimi "Burada mevsimler Türkiye'ye göre biraz daha soğuk geçiyor" diye avutuyordum ama 3. kışımın başlandıgıcında "beyaz kış- yeşil kış" kavramları buradaki mevsimleri ifade edebilmek açısından mantıklı gelmeye başladı. Bu senenin ilk karı kurban bayramının ilk günü 25 Ekim'de yağdı. O günden beri de havalar bayağı bir soğuk; kış geldi diyeceğim ama burada neredeyse 12 ay (yoo hiç abartmıyorum) montla yaşadığımız için kış ne zaman gitmişti onu çok kestiremiyorum...

Temmuz ayında Ankarada 47 dereceyi gördükten sonraki dediğim bütün o "Aman soğuk daha iyi, hiç olmazsa giyiniyoruz sıcak bir yer buluyoruz oturuyoruz, buna çare yok" laflarımın hepsini geri alıyorum çok sıcak da çok soğuk da iyi değil. İnsanoğlu 10-30 derece arasında yaşamalı:)


Böylelikle 0 ın altında gösteren derecelerden, kıpkırmızı olan ellerimden ve koşarcasına hızlı yürümelerimden de kolayca anlaşılacağı üzere beyaz kış geldi, hoş geldi...