gezi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
gezi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

11 Mayıs 2014 Pazar

Dünyanın en harika patates kızartmaları bunlar olsa gerek..

Bizim gibi çok kapsamlı bir mutfak kültürüne sahip insanlar için bir ülkenin geleneksel yemeğinin patates kızartması olması biraz saçma bir durum. Ama yedikten sonra şöyle bir tepki oluştu bende: "Patates kızartması da patates kızartmasıymış yaaa.. Bu kadar lezzetlisini hiç yememiştim.." Amsterdam-Belçika seyahatimizde her iki yöntemle yapılmış patates kızartmalarını denedim; benim favorim Belçika ama Amsterdamda'ki Belçika usulü patates kızartması.. Anladığım kadarıyla patates kızartmasını nereden aldığın  önemli çünkü yollarda pek çok yerde take-away patates kızartmaları satılıyor. Fakat bazıları normal patates kızartmasından farksız. Bu nedenle demin bahsettiğim yerin reklamını yapma isteği duyuyorum Amsterdam'a gidecekler için..

Sokak arasında patates kızartması satan büfe gibi bir yer. Oturacak yeri olmadığı için havanın dışarıda ve ayakta yemeye elverişli olması önemli. Amsterdam' da yağmursuz bir an yakalayabilirseniz bu şekilde değerlendirebilirsiniz:)

Vlaams Friteshuis Vleminckx


Çeşit çeşit de sosları var. Benim favorilerim samuray, tartar ve belçika mayonezi
Belçika patates kızartmasının özelliği 2 kere kızartılmasıymış. Ama bence bu patatesler özel yetiştirildiği için zaten normal patateslerden daha lezzetli..

17 Ocak 2014 Cuma

Toronto günleri- 3



Toronto' yla ilgili bu son postumda da Niagara Şelalesi ve etrafındaki atraksiyonlardan bahsedeceğim. Niagara şelalesi amerika ile kanada sınırı arasında bulunuyor. Yani Amerikadan da gitmek mümkün Kanada'dan da. Ama şanslıyız ki duyduğumuza göre Kanada tarafından manzara daha güzelmiş. Niagara hayatımda gördüğüm üçüncü ve dolayısıyla en büyük şelale olarak oldukça etkileyiciydi. Burası da eminim bahar geldiğinde çok güzel oluyordur ama kışın dondurucu soğuğunda bile mutlaka gidilmeli..

Bunun dışında, şelelanin yakınında (araba ile yakınında tabi ki:)) pek çok gezilecek yer bulunmakta. Mesela şarap üretilen yerler var. Oralarda 15-20 dakikalık turlara katılıp hem şarap yapımı hakkında biraz bilgi sahibi olup hem de bir kaç çeşit şarap tadmak mümkün.


Yukarıda soldaki ilk fotoğraf, fotoğrafı çekilmesi gerekli bir yer olan Floral clock. Fakat ne çiçeğinden eser var (kış mevsiminde anca bu kadar:)) ne de saatinden (çalışmıyordu) Ama yine de görevimizi yerine getirdik ve fotoğrafını çektik:)

Daha sonra çeşit çesit kelebeklerin bulunduğu butterfly conservatory e gittik. Giderken benim kafamdaki düşünce kelebekler kapalı bir yerde olacak biz de onlara bakacağız herhalde idi. Ama içeri girince bir baktım ki kelebekler her tarafta.. Benim gibi uçan canlılardan huylanma potansiyeli yüksek biri için oldukça zorluydu o kadar çok kelebek arasında gezinmek hele bir tanesi de sırtıma konmuşken.. Anneannem bu gibi durumlar da "aman yemez seni korkma" derdi. Yemiyorlarmış evet, portakal muz yemeyi tercih ediyorlar:)
Ve son olarak da, akşam yine çok yakındaki Clifton Hills e gittik. Küçük bir lunaparka benzeyen ışık ışık bir yerdi burası. Oteller, restorantlar ve farklı farklı atraksiyonlar bulunmakta, dönme dolap, perili ev, ya da her şeyin ters dönmüş olduğu bir ev gibi..


Sonuç olarak, soğuğa rağmen çok güzel bir gündü..

13 Ocak 2014 Pazartesi

Toronto günleri- 2


Toronto'nun içinde geçirebileceğimiz sadece 2 günümüz vardı, hava çok soğuktu artı christmas zamanı gittiğimiz için bazı yerler tatildeydi. Ama yine de en azından kış ayları için yapılabilecek en önemli şeyleri yaptığımıza inanıyorum.

İlk durağımız dünyanın en uzun yolu olarak Guiness rekorlar kitabın geçmiş Yonge street idi. Tabi ki de hepsini gezmedik. Özellikle hockey meraklıları için oldukça ilgi çekici bir müze olduğunu düşündüğüm Hockey hall of fame adlı müzenin önünden başladık yürümeye Torontonun en önemli meydanlarından olan Yonge Dundes meydanına kadar yürüdük. Meydandan sonra biraz daha yürümeyi düşündük ama pek ilgi çekici bir şey gözükmüyordu o nedenle vazgeçtik. Bu arada biz hockey müzesine gitmedik ama yanındaki mağazasında bayağı vakit geçirdik. Oldukça ilgi çekici ürünler var özellikle erkekler için...
Hard rock cafe meraklıları için Dundes meydanının hemen orada bir hard rock cafe bulunmakta. Bir de meydana hava karanlıkken gitmek daha güzel oluyor. Etraf ışık ışık oluyor.. Aslında bu meydana yer altından yürüyerek ulaşmak da mümkünmüş ancak biz nerden gireceğimizi bilemediğimiz için o mağazalarla dolu yer altı yolunu bulamadık. Dolayısıyla dona dona yürüdük bütün yolları..:)

2. uğrak noktamız 553 metre yüksekliği ile dünyanın en yüksek 2. kulesi olan CN Tower idi. http://www.cntower.ca Önce en üst kata çıkıp Toronto manzarası seyrediyorsunuz, ardından bir alt katta cam üzerinde aşağıyı görerek durabileceğiniz bir bölüm var bir miktar adrenalin için... Ama daha çok adrenalin isteyenler için daha heyecanlı bir şey de var: Edge walk. Fotoğrafta görüldüğü gibi halatla bağlanmış bir şekilde kulenin etrafında yürüyorsunuz.

Hava güzel olsaydı kaçırmak istemeyeceğim bir aktivite idi ama zaten bizim orada bulunduğumuz sırada kapalıydı. Belki bir sonraki sefere...

3. aktivitemiz ise CN Tower biletlerimizle indirimli olarak girebildiğimiz Ripley's aquarium. Akvaryum 2013 ün ekim ayında açılmış yeni bir yer. Çok büyük bir akvaryum değil ama bana göre güzel bir yerdi. Hayatımda ilk defa gördüğüm bir kaç değişik deniz canlısı vardı.







8 Ocak 2014 Çarşamba

Toronto günleri-1


İlk bakışta soğukluğu ve kar yoğunluğu açısından Norveç'i anımsatan Kanada yaşamın içine girdikçe aslında Amerika'nın bir benzeri olduğunu gösteriyor. Norveçten oldukça farklı olan pek çok şey var.
Mesela;
*10 şeritli yolları ve dolayısıyla arabasız bir yaşamın imkansız olması. En yakın süpermarket bile yürüyerek gidebilme ihtimali oldukça düşük
*Büyük büyük alışveriş merkezleri, marketleri.. Markete 2-3 parça bir şey almaya girecek olsan bile marketler çok büyük olduğu için içeride bayağı bir depar atmak gerekiyor.
*Gökdelenler ve büyük büyük evler
*Asya kökenli belirgin sayıdaki insan nüfusu
*Tüketim çılgınlığı

Daha önceden Norveçteki göçmenlerin Kanada'ya yerleşmek konusunda çok hevesli olduklarını duymuştum. Sanırım orada yabancı olarak yaşamak dha kolay çünkü neredeyse herkes yabancı. Ama ben Kanada'yı gördükten sonra Norveç'in ne kadar güzel bir ülke olduğunu bir kez daha hatırladım. Ve burada da Norveçin neden harika olduğunu anlatan 25 madde: http://www.huffingtonpost.com/2014/01/07/norway-greatest-place-on-earth_n_4550413.html (9. ya katıldığımı söyleyemem) Yazıya Kanada'yı anlatmak için başlamıştım, konu Norveç'e döndü nedense... Gurbetin gurbetinde ilk gurbet bir nevi vatan oluyor galiba:)) Kaç senelik hukukumuz var ne de olsa...

Bir zamanlar internette dolaşan Kanada'ya taşınan bir İzmirli'nin günlüğünü okumuş olduğumdan bir nevi hazırdım soğuğa ve kara. Her türlü içlikler, kalın kazaklar, atkı, bere, eldiven hepsi bavulumda öncelikli yerlerini aldılar. Ne de olsa soğukta yaşam savaşı vereceğiz!:) Fakat daha 2. gün gördüğüm yukarıdaki manzara karşısında çok şaşırdım. Buz tutmuş bir ağaç.. Hayır sadece bir ağaç değil bütün ağaçlar.. Sadece ağaçlar da değil bütün şehir buz tutmuştu adeta.. Bir gün önce yarın freezing rain varmış o ne acaba diye konuşuyorduk. Meğerse buymuş..:) Görüntüsü değişik ve çok güzel, ama aslında oldukça tehlikeli. Hem yollar kaygan oluyor, hem de her yer buz tuttuğu için -yollardaki elektrik kabloları vs..- yolda giderken üstüne buz düşme riski fazla. Biz tabi freezing rain kavramıyla Torontoya gitmek üzere yola çıkmak için arabaya binerken karşılaştığımız için tehlikeli olabileceğini düşünmedik. Kaldığımız yere yarım saat uzaklıktaki Toronto'nun merkezine gittik, hiç kimsecikler de yok bugün şehirde diye şaşırıp geri geldik. O havada Torontoya gittiğimizi anlattığımızda da yerli insanlar bize deli gözüyle baktılar..

Toronto' da yaptıklarımızı bir başka postta anlatacağım. Son olarak Kanada'ya ilişkin sevdiğim şeylerden de bahsedeyim de hiç bir şey beğenmeyen insan imajı çizmeyeyim.

*pancake+ maple syrup
*Dollarama : 1,2,3 dolara hem gerekli hem gereksiz pek çok şeyin satıldığı ilgi çekici bir mağaza.
*Wild wing: çeşit çeşit (20den fazla çeşit) soslarla yapılmış muhteşem leziz kanatları olan bir restaurant
*Souvenir shoplardaki güzel tshirtler + değişik ürünler
*Tabi ki Niagara
*Bahar ve yaz aylarında bir cennete dönüşme ihtimali

Ha bir de Norveç'in çeşme suyunu özlediiim çoook...

7 Ocak 2014 Salı

Toronto' ya yolculuk

Bir noel ve yılbaşı çılgınlığını daha geride bırakmış bulunmaktayız. Noelin benim için hiç bir anlamı yok ama  hristiyan bir ülkede yaşayınca aralık ayında noeli her saniye duymamak, görmemek, hissetmemek imkansız. Şimdiye kadar bütün noellerde (Yani 24 aralık gecesini kastediyorum aslında noel arifesi) Türkiye'de oluyorduk ama bu sene yurtdışında noel yaşama imkanı doğdu bize. Hem de Kanada' da. Daha önceden de bahsetmiştim gitmemize 3 gün kala bize ulaşan vizemizi heyecanla beklememizden. Vizemiz fedex ile gidiş geliş yaklaşık 1500 krona mal olarak bize ulaştı. Bu arada fedex in norveçteki sistemine hayran kaldım doğrusu. Burada postane ile gönderilen postalar kapımıza ya da posta kutumuza kadar gelmiyor marketteki posta ofisine geliyor biz de oradan alıyoruz. Ama neticede fedex bir kargo şirketi olduğuna göre ve oldukça da yüklü bir miktar para aldığına göre -ya da en azından benim Türkiye'de deneyimlediğim kadarıyla- postaları kapıya getirmesi gerekiyor. Evet getiriyor ama apartman kapısına! Zile basıyorlar siz kapıyı açmak için otomata basıyorsunuz ama ne gelen var ne giden.. Aşağı inip baktığınızda ise arabanın içinde bekleyen bir adam... Buna da şükür, marketin önüne de randevu verebilirdi!:)

Herneyse, vizemizi aldık ve 17 ocak sabah erken saatlerde önce Amsterdam'a KLM'nin minik cityhopper uçaklarıyla iki kişilik koltuklarda 2 saatte uçtuk. Ardından Amsterdam-Toronto uçuşumuz 8,5 saat sürecekti ve benim ilk ve tek uzun uçuşum olan bundan 4 sene önce İstanbul-Singapur uçuşum oldukça sıkıntılı, iki gözüm iki çeşme şeklinde geçtiği için içten içe endişeleniyordum. Meğerse endişelerimin hepsi boşaymış, kapıda bizi süper bir süpriz bekliyormuş. Biletimiz ekonomiden business class a yükseltilmiş (upgrade edilmiş). O andan itibaren KLM açık ara farkla favori havayolu şirketim oldu:)Tabi bu konuda eşimin çılgınca iş seyahatleri yapıp silver flying blue karta sahip olmasının da hakkını yememeliyim. İyi ki o seyahatleri yapmışsın canım eşim:) Uçağın üst katındaki herkesin bir yatak boyu alana sahip olduğu süper lüks bölümümüze çıktığımızda benim ilk tepkim "E burada uyuyamayız ki uyursak her şeyi kaçırırız.." oldu. Büyük ihtimalle bizim gibi çok insan vardı, çünkü neredeyse herkes telefonuna sarılmış fotoğraf çekiyordu..  Bunlar da bizden...



Bu arada geçen gün internette uçak bileti bakarken aşağıdaki video ile karşılaştım. Konuyla alakalı, paylaşıyorum
http://video.about.com/budgettravel/Tips--Free-Airline-Upgrade.htm#vdTrn

Sonuçta dümdüz yatak şekline gelebilen koltuğumuz, leziz yemekler çeşit çeşit içecekler ve film, müzik vs sayesinde 8,5 saatlik yolculuk göz açıp kapayıncaya kadar geçti. Uçak inişe geçmeden önce daha sonra havaalanındaki gümrük görevlilerine vermek üzere bir form doldurmak gerekiyor. Kaç gün kalacağımız, yanımızda tohum,yiyecek, hayvan vs olup olmadığına dair. Bu formu doğru doldurmak önemli çünkü yanlış/yalan bilgi ülkeye girişte problem oluşturabiliyor. Gümrük görevlisi bize 10 gün ne yapacağımızı, nerelere gideceğimizi ve nerede kalacağımızı sordu. Sorunsuzca atlattık. Ve ver elini Kanada...




17 Kasım 2013 Pazar

Norveçte yaşayan 2 türk Kanadaya gitmek için İngiltere'ye başvurur.

Şahsen norveçte yaşayan biri olarak Kanada'ya gitmeye hiiç meraklı bir insan değilim; hele hele aralığın ortasında Kanada'ya gitmek tamamen gereksiz bir düşünce. Ama hayat her zaman bizim düşüncelerimiz ve planlarımız doğrultusunda ilerlemediği için (ki bunun en büyük örneği şu anda Norveç' te olmamdır:)) aralık ayında Kanada'ya gidiyoruuuzzz...:)

İngiltere'deki Kanada büyük elçiliğinden izin çıkarsa tabi...

İngiltere ne alaka? Norveçin de aralarında bulunduğu bir kaç ülkedeki bizim gibi o ülkenin vatandaşı olmayan insanlar Kanada'ya gidebilmek için İngiltere'deki büyükelçiliğe başvuruyor. Çünkü bu ülkelerin vatandaşlarının Kanadaya gitmek için bizim gibi vize almaları gerekmiyor. Neyseki başvuru internet üzerinden yapılıyor.Zaten öbür türlü olsa halimiz dumandı. İngiltere'ye gidip de başvuru yapabilmek için ingiltere için de vize almamız gerekiyor çünkü... İşin içine girmeden vizeye internet üzerinden başvurma kavramı çok çekici gözüküyor. Ancak belgeleri toplayıp da scan edip de başvuru sistemi üzerinden yüklemeye başladığında gitmekle kalmak arasındaki çizgide zorlu bir sınamadan geçmek gerekiyor.

Öncelikle teker teker her şeyi dikkatlice okuyup belgeleri doğru tasnif edip istenilen her şeyi yerine getirebilmek için özel bir çaba sarf etmek gerekiyor. Ardından scan ettiğin sayfalarca dökümanı sistemdeki 4 mb lık alana sığabilecek şekilde küçültme yeteneğine sahip olman gerekiyor. Artı kafana takılan bir durum olursa bunu kendi mantık yürütmenle halledip doğru olmasını umarak başvurunu yapman gerekiyor. Mesela bütün belgelerin ingilizce veya fransızca olmasını isteyen elçilik sağ olsun istedikleri belge konusunda hiç bir kısıntıya gitmemiş. 150 tl ye bir sayfalık yeminli tercüme yapılan bu ülkede bütün belgelerin çevrilip verilmesinin külfetini pek düşünen olmamış herhalde. Tabi ki birtakım belgelerin ingilizcesini tedarik edebilmek çok kolay ama maaş bordrosu, tapu gibi belgelerin ingilizce ve fransızcasını bulamadık maalesef. Amaan çevirtelim gitsin diyebileceğimiz bir durum da yok. O nedenle bu şekilde kabul edilmesini umarak gönderdik belgeleri..

Bu arada Kanada'ya turistik amaçlı gidiyoruz tabi ki. Ama göçmen olarak gidecek olsaydık da herhalde ancak bu kadar belge isteyebilirlerdi.

Neyse başvuru aşaması bitti. Bakalım bundan sonra ne olacak? Vizemiz bize nasıl ulaşacak? Beklemedeyiz..

güncelleme: başvuruyu perşembe günü yapmıştık. Bir sonraki pazartesi günü yani 2 iş günü sonra pasaportlarınızı gönderin diye mail geldi. Bu ne hız!:)

güncelleme: Elçilik pasaportları geri gönderirken biraz problem oldu. Ama neyse ki fedex in yardımsever çalışanları bize çok yardımcı oldular ve gitmemize 3 gün kala da olsa pasaportlarımız elimize ulaştı.

22 Ağustos 2013 Perşembe

şirince


İsmi gibi şirin olan bu köy İzmir'in Selçuk ilçesine bağlı turistik bir köy. Siz de bizim gibi yaz tatilinde Kuşadasına gittiyseniz ve gezecek bir yerler arıyorsanız Şirince güzel bir alternatif olabilir. Maya takvimine göre 21 Aralık 2012 de kopacağına inanılan kıyamette güvenli bölge olduğu dedikodusu ortaya çıktığı için geçtiğimiz yıl pek çok kişi tarafından ismi duyulmuş oldu bu köyün.

Şirince 19. yüzyılda, özellikle ihracata yönelik incir üretimiyle ünlü, 1800 haneli bir Rum kasabasıydı. 1923'te Türkiye-Yunanistan Nüfus Mübadelesi sonucu Rumların ayrılmasıyla (çoğu Katerini'nin Nea Efesos köyüne yerleşmiştir), Kavala'nın Müştiyan (Moustheni) veSomokol (Domatia) köylerinden gelen mübadillerle iskân edilmiştir. (Wikipedia)

Şirincede bir turist olarak yapabilecekleriniz ise, küçük ve sevimli çarsını gezmek bu sıradan Şirince'nin ünlü meyveli şaraplarını tadmak ve satın almak. O kadar çok çeşit var ki insan karar vermekte zorlanıyor. Onun dışında yukarıda bir rum kilisesi varmış orası gezilebilir. Biz biraz geç bir saatte gittiğimiz için kiliseyi gezemedik. Bir de köyün girişindeki manzaralı restaurantta oturup birşeyler yenilebilir. Ya da çarşının içinde de yine birşeyler yenilebilecek yerler var. Biz çarşının içindekini tercih ettik. (ismini hatırlamıyorum malesef) Egeye özgü sebze yemeklerinin de bulunduğu bu restoranda şevketi bostan adlı leziz sebze yemeğinin tadına bakma şansım oldu hayatımda ilk defa:) 

Köyün yolu dar, ışıksız ve uzun olduğu için  hava kararmadan dönme kararımız akıllıca oldu.